İnsan hakları ve et – süt endüstrisi arkasındaki hak ihlalleri

0
50
Nuray Tekin, Mayıs 2018.
Et Endüstrisinin “İnsan” Kurbanları
Bir asırdan fazla bir zaman önce Upton Sinclair, Türkçe’ye Şikago Mezbahaları adıyla çevrilen Jungle (Orman) adlı romanında (1906), Şikago’nun güneyinde kurulan devasa mezbahaları “orman” olarak tanımlarken, bu işletmelerdeki durumun güçlü bir panoramasını da sunar. Sinclair’in farklı bir kimliğe bürünerek doğrudan gözlemlediği çalışma koşulları, halkta bir infial yaratsa da sonrasında hükümet, çalışanların koşullarında iyileştirme yapmak yerine “gıda” güvenliği ile ilgili birtakım değişikliklere gider. Sinclair, bu sonuçla ilgili olarak şöyle der: “Ben toplumun kafasını hedef aldım, attığım yumruk midesine geldi” (1)
Et endüstrisi, kapitalist üretim biçiminin en yalın, en vahşi haliyle ortaya çıktığı bir sektör olma özelliğiyle, kapitalizmin sadece insanları değil, doğayı ve diğer canlıları da “üretim bandında” nasıl öğüttüğünü gözler önüne sermesiyle, belki de bir prototip olarak görülebilir. Üstelik, birçok araştırmanın da gösterdiği gibi, bu sektördeki durum bugün de çok farklı değil. Göçmenler, azınlıklar, kaçaklar; güvencesiz, sigortasız çalışma; düşük ücret, molasız tatilsiz uzun çalışma saatleri; sözlü ve fiziksel taciz, aşağılama, itilip kakılma; giderek hızı artırılan bandın üzerinde rutin “öldürme” eylemini sürekli tekrarlarken aldığı fiziksel ve ruhsal yaraları alkol ve uyuşturucu ile bastırmaya çalışma… Sonrasında ise giderek empati duygusunu yitirme, duyarsızlaşma ve şiddet…Şiddetle başlayıp şiddetle biten bir döngü…
Kirli İş”
Tüm dünyada her yıl 322.36 milyon ton et “üretiliyor”. (2) Bunun parasal karşılığı, diğer bir deyişle et pazarı, 90 milyar dolar büyüklüğünde. (3) Bunun içinse her yıl 56 milyarı çiftlik hayvanı olmak üzere 150 milyardan fazla hayvan öldürülüyor. Bu, tüm dünyada mezbahalarda saniyede 3.000 hayvanın öldürülmesi demek. ABD Gıda ve Tarım Kurumu’na (Food and Agriculture Organization of the United Nations-FAOSTAT) göre bu sayı, 2050’de iki katına çıkacak. (4)
Bu sektörde çalışan sayılarının tümüne ulaşmak zor, çünkü birçok ülkede çalışanların büyük bir bölümü kayıtdışı. ABD’de 500.000’den fazla (5), İngiltere’de 88.000 (6), dünyanın en büyük et üreticilerinden ve ihracatçılarından Brezilya’da ise 400.000 kişinin mezbahalarda çalıştığı belirtiliyor. (7)
Bu sektör, genellikle düşük ücret ve uzun çalışma saatleri (12 saat ve daha fazla) ile biliniyor.
Çalışanlar ise çoğunlukla yeni göçmenler. (8) ABD’de mezbaha çalışanların, büyük ölçüde eğitim düzeyi düşük azınlıklardan oluştuğu, çalışanların çoğunun ajanslardan geldiği belirtiliyor. Bu sektör, en fazla işçi değişiminin yaşandığı bir sektör aynı zamanda.
Eşitlik ve İnsan Hakları Komisyonu (Equality and Human Rights CommissionEHRC), gelişmekte olan ülkelerde et endüstrisindeki çalışma koşullarını inceleyen bir rapor ile İngiltere’deki çalışanların durumunu soruşturan bir anket yayımlamış. The Guardian’daki haberde bu raporun  anahatları şöyle belirtiliyor:
Görüşülen işçilerin beşte biri, bant yöneticileri tarafından fiziksel kötü muamele
gördüklerini, itilip kakıldıklarını, tekmelendiklerini ya da üzerlerine bir şey atıldığını
belirtiyor.
Üçte biri, yine yöneticiler tarafından zorbalık gördüklerini, aşağılayıcı ve küfürlü sözlere
maruz kaldıklarını belirtiyor. Kadın çalışanlar ise daha fazla taciz ediliyor, buna cinsel taciz
de dahil.
Bazı işçiler, hafta tatili yapmadan her gün çalışıyor.
Haftalık çalışma süresi 90 saat, bazı vardiyalar ise 16-18 saate kadar uzayabiliyor.
Koruyucu donanım yok ya da eksik.
Uzun vardiyalardan sonra ya da hastalık, hamilelik vb durumlarda, hatta dinlenme
günlerinde bile uykudan uyandırılarak işten atılma tehdidiyle çalışmaya zorlanıyorlar.
Hamile kadınlar, mola vermeden üretim bandında uzun süre ayakta durmaya ya da ağır
kaldırmaya zorlanıyor, kanamaları oluyor, tuvalet molası istekleri reddediliyor, öyle ki
altlarına işeyenler oluyor. (9)
Çalışanlar, çalışma koşullarından ve yaşadıkları aşağılama, istismar ve tacizleri tanımlamak için, genellikle “hayvan gibi” muamele gördüklerini belirtiyorlar. Ancak kötü koşullara karşın, bu işçilerin hakları konusunda çok az bilgileri var.
Hem Fiziksel, Hem Ruhsal Yara İnsan Hakları İzleme raporları, yaralanma oranının en fazla olduğu (diğer sektörlerin 3 katı) iş olarak tanımlıyor mezbaha “işlerini”. Bu ise sabit ve belirli bir hızla çalışan bant sisteminden kaynaklanıyor büyük ölçüde. Ucuz et talebi ve daha fazla kâr hırsıyla bandın hızı daha da artırılıyor.
2-3 saniyede bir kesim, günde 300 hayvanda 10.000 kesim gibi bir hıza erişiyor. Mezbaha
çalışanlarının yüzde 25’i, çalışma koşulları nedeniyle tıbbi yardım gerektirecek kadar hastalanıyor ya da ciddi yaralanmalar yaşıyor. (10)
Kas-iskelet hastalıkları, MDS (bir grup kemik iliği hastalığı) vb kronik fiziksel hastalıklar, kas, tendon, bağ ve sinir hasarları, mezbaha çalışanlarında sıklıkla görülüyor. Bir mezbaha çalışanı şöyle diyor: “Bandın hızı gerçekten çok fazla. Denetçiler her zaman bağırıyor… Bize havyan muamelesi yapıyorlar...” (11)
Mezbaha çalışanları yalnızca fiziksel hastalıklar ya da yaralanmalarla karşı karşıya kalmıyor.
Fiziksel sağlıkla ilgili ciddi risklerin yanı sıra, hayvanlara yönelik şiddet ve hayvanları günlük bir rutin içinde öldürmenin ya da öldürülmelerine tanık olmanın sonucu olarak, çalışanların çoğu psikolojik travma yaşıyor. Mezbaha çalışanları ile gerçekleştirilen bir araştırmada, tüm
katılımcıların bir hayvanın bayıltılmasına ya da öldürülmesine ilk kez tanık olmanın travmatik ve şok edici deneyiminden söz ettikleri belirtiliyor. (12)
Mezbaha çalışanlarında görülen psikolojik bozukluklarla ilgili hatırı sayılır bir bilimsel literatür bulunuyor. Bu araştırmalara göre, travma sonrası stres bozukluğu ile birlikte ilaç ve alkol bağımlılığı, panik, paranoya, kimlik çözülmesi ve öldürme eyleminin neden olduğu depresyon gibi psikolojik hastalıklara sıklıkla rastlanmakta. Bir araştırmada, et tüketen kişilerin yüzde 85’inin et elde etmek için öldürmeye istekli olmadığı gösterilmiş. Doğrudan öldürme eyleminin içinde olan mezbaha çalışanlarında görülen psikolojik hastalıkların, özellikle de travma sonrası stres bozukluğunun temelinde bunun yatabileceği öne sürülüyor. (13) Bu kişilerde görülen aşırı uyarılmışlık, duygusal kopuş ve suçluluk duyguları; kişilik bölünmesi, madde suiistimali, konsantrasyon bozukluğu, çocukların ihmali, uyku bozuklukları, kâbuslar ve ruhsal çöküntü gibi belirtiler de travma sonrası stres bozukluğuna işaret ediyor. (14)
Acısını ve korkusunu doğrudan gözlemlediği hayvanları günlük bir rutin içinde öldürmenin ya da öldürülmelerine tanık olmanın psikolojik yükünün duyarsızlaşma ya da kişilik bölünmesi ile çözülmesi ise yeni bir kısırdöngü yaratarak bir yandan şiddete duyarsızlığın “işyeri” dışına da yayılmasına, zaten şiddet eğilimi varsa güçlenmesine; bir yandan da benliği ikiye ayırarak kimlik çözülmesine yol açıyor.
Şiddet Döngüsü
Hayvan çiftliklerinde ve mezbahalarda çalışanların, genel popülasyona göre hayvanlara karşı empati düzeylerinin düşük olduğu, duyarsızlaşmaya ise sık rastlandığına ilişkin araştırmalar mevcut. Bu özellikler ise mezbaha çalışanlarında suç oranının yüksekliğini açıklıyor.
Et endüstrisinde, özellikle de hayvanlara yönelik zulmün en açık biçimiyle göründüğü
kesimhanelerde çalışanların da öldürme eylemini gerçekleştirmenin ya da tanık olmanın yaşamın diğer alanlarında da şiddeti körüklediğine ilişkin açıklamaları bulunuyor. (15)
Sinclair’in Şikago Mezbahaları romanından esinlendiğini belirten ve “Sinclair varsayımı” olarak adlandırdığı olguyu (hayvanların düzenli olarak öldürüldüğü işlerde çalışanlarda şiddet suçlarına eğilimin de arttığı) test etmek olduğunu belirten Kriminoloji Profesörü Amy Fitzgerald’ın 2009 tarihli araştırmasında, mezbaha çalışanlarının sayısı arttıkça, suç oranlarının da yükseldiği gösterilmiş. Araştırmada dikkat çeken bir başka nokta, mezbaha açılan yerlerde suç oranının önemli ölçüde yükselmesi. Örneğin, Kansas Finey ilçesinde mezbaha açıldıktan sonra şiddet suçları yüzde 130 artmış. En fazla artışın ise eviçi şiddet ve çocuk istismarında görüldüğü belirtiliyor. (16)
İşçileri de Öğüten Makine
Çalışma koşullarının ağırlığı, her gün tanık olunan bir vahşet, fiziksel ve ruhsal hastalıklar sonucu, mezbaha çalışanları arasında işten ayrılmalar, diğer sektörlerle karşılaştırıldığında çok yüksek.
Kayıtdışı çalışmanın da yüksek olduğu sektörde, tüm ülkelerde bu sayılara ulaşmak da zor. ABD’de, yılda yüzde 100’lere ulaşan bir oranla, işten ayrılmaların en yüksek olduğu sektör. Bazı eyaletlerde bu oran yüzde 250’leri buluyor. İlk yıl işten ayrılanların oranı ise yüzde 200’lerde. Bu da işsizlikle birlikte suç oranını artırıyor. (17)
Mezbaha İşçiliğinden Hayvan Hakları Aktivistliğine
Mezbahalardaki iş deneyimlerinden sonra hayvan hakları aktivisti olan birçok kişinin anlattıkları ve bu kişilerin hikâyeleri de belki havyan sömürüsünün tümüyle ortadan kaldırılmasına yönelik umutları tazeleyebilir. Bunlardan biri olan Josh Agland, mezbahada geçirdiği yıllara ilişkin önce konuşmak istememiş. Daha sonra anlattıkları ise bu iki yönlü sömürü ve zulmün örnekleri olarak insanın içini acıtıyor.
“Hayvanlar çift katlı kamyonlara yerleştirilerek mezbahaya getirildiklerinde gözle görülür şekilde korkmuş, susuz kalmış ve dışkıyla kaplanmış haldedir. (…) Kesimhane bölümlendirilmiştir. İşçiler, saatlerce aynı biçimde tekrarlanan hareketleri gerçekleştirerek, otomatlar gibi zincirdeki bir bağlantı ile görevlendirilir. Öldürme katında sadece yetkili personele izin verilir.”
Josh, elektrikçi olduğu için, bir anlamda hayvanların mezbahada geçen tüm anlarını
görebilmektedir. Tek tek hayvanları, ölüme giderken yaşadıkları korkuyu, bedenlerinin kesilmesini ve etlerinin tüketim için gönderilişini
“Duyuları aşırı yüklenmiştir. Havadaki dışkı, kan ve buharın kokusunu ve tadını hissederler. Bütün yabancı sesleri duyarlar: Mekanik zincirlerin, pnömatik kontrol valflerinin çıkardığı sesleri, işçilerin bağırmalarını. (…) Tek yönlü kapılar, hayvanların korkudan uzak durmasını önler. Birçoğu,rahatlamak için bir arkadaşına yaklaşmak üzere ileriye doğru koşarken yakalanır.”
Josh, kendisini için en üzücü anın, kalçaları ve sırtı pembe X işareti ile boyalı eski bir sağımhane ineği olduğunu söyler.
Öldürme hattına zorlamadan ilerledi. Sağımhanede sağa sola dönerek geçirdiği yıllardan itibaren ayaklarını nasıl hareket ettireceğini rutinini biliyordu. Yorulmuş ve tükenmiş bir biçimde kesimhanenin soğuk beton zeminine çöktü. Veterinerler, onu hemen öldürmek yerine, tüm gece orada kalmasına ve sabah bant yavaşlatılabildiğinde öldürme kararını verdiler. Öldüğünde hamile idi ve bebeği karnında kesilmişti.”
Josh, bazı hayvanların derilerinin henüz yaşarken soyulduğunu, birçok işçinin de bunu gördüğünü ve bildiğini söylüyor. Bu makine, Josh’un kâbuslarına giriyordu. “Gizli çektirme istasyonunda hâlâ tekme atıyor, başını sallıyor ve ağlıyordu; iki bacağı, kuyruğu ve cinsel organları önceki istasyonlarda alınmıştı.” (18)
Josh, şu anda Avustralya’nın ilk seçilmiş hayvan hakları politikacısı olan Hayvanlara Adalet
Partisi’nden Mark Pearson’ın danışmanı olarak çalışıyor. Mezbahalardaki işlerinden ayılıp hayvan hakları savunucusu olan kişiler, sonraki yaşamlarına vegan ya da vejetaryen olarak devam ediyor genellikle. (19) Daha önce hayvan yetiştiriciliği yapan birçok kişinin bitkisel çiflikler kurmaya başlamaları da bu tür dönüşüm hikâyelerinin giderek artacağına ilişkin bir umut veriyor. (20)